Kankayla Bir Gün :)

Kankaların kankası,can dostum vilarant  Japonya’ya kendi hayalini gerçekleştirmek için gitmiş ve bucket-list’indeki en önemli maddelerinden birini eksiltmişti. Kendisi geçenlerde  geri döndü . Hanfendiyi sanki askere göndermiş gibi özlemiş olduğumuzdan diğer dostumuz Ayten’le birlikte onu hemen hemen görmek istedik ve ” O şimdi jet-lag filan olmuştur. Zaten deli gibi gezmiş adamı dışarıya çıkartmayalım ,en iyisi biz bir ziyaretine gidelim.”  dedik.Fakat Ayten’imiz hasta olunca ve “sen git sağbeyin ” deyince  başıma geleceklerden habersiz ,tek başıma tıngır mıngır yola koyuldum.

Bir- iki kez evine gittiğim için başlarda adres konusunda sıkıntı yaşayacağımı sanmıyordum ve gayet  “Benim görsel hafızam iyidir. Şıp diye bulurum onun evini yeaa!” diye düşünüyordum.Neyse böyle rahat rahat gider iken otobüs daha önce hiç görmediğim bir yere saptı. “Allah Allah  şu caminin önünden geçiyor muyduk? Bu okul da neyin nesi?” diye düşünceler içerisinde girdim ve  acı gerçeği anladım . Tahmin edildiği üzere yanlış otobüse binmiştim.:) Görsel hafıza iyi tamam ama bir de otobüs numaralarını aklımda tutsam ahh!! Neyse vilarant’ın telefonunu çalıyorum açan yok. Geri  dönmeyi de gözüm ve gururum yemiyor.En sonunda 2 semti  turladıktan , daha önce hiç görmediğim sokakları karış karış arşınladıktan ve yoldan geçenlerin  yarısıyla tanıştıktan sonra  evi buldum.  Millet japonya kazan ben kepçe diye diye gezerken benim kaç yıldır yaşadığım  şehirde kaybolmama kaç puan verilir bilemiyorum :)

Neyse efenim sarılmalar,ağlaşmalar derken epey bir özlemimizi giderdik .:) Yalnız gördüm ki incecik olan vilarant hanımefendi Japonya’nın yemeklerinden sıfır beden olma sınırına epey bir yaklaşmış..Tam ona “Niye bakmadın kendine oralarda kızım ” diye çıkışacak iken  Japonya’dan getirdiği  şekerimsimi desem böyle  tuhaf bir şeyi yedim ve  sonra bu zayıflığa hak verdim.

Japonya kankama yaramış ,orada kendini çok rahat hissetmiş. Kısa sürede de harika insanlarla tanışmış.Eee bunda içindeki otaku ruhunun dolup taşması etkili olmuş olabilir.Herhalde orada ikinci memleketine geliyor gibi oluyordur insan. :)

Ve ve ve belki de bu yazının yazılma sebebi olarak bana hayatımda aldığım en harika hediyeleri almış. Aslında ben böyle görgüsüzlük filan yapmak istemem ama o kadar tatlı ki hediyelerim paylaşmadan edemedim :)

Toma aşkımı bilen dostum oralarda dolaşmış ve binbir güçlükle bu posterleri almış. Bayıldım, bayıldım! Tabii ben bu resimleri flaşı patlata patlata çekmişim ama Toma’cım alışkınsındır sen flaşlara :)

2. olarak Toma baskılı rozetlerden almış. Çantaya takıldı tabii ki :)

Bunlar da kitap ayracı ve chopsticks. Ben kitap ayracındaki resimi çok sevdim. Belki kaybettiğim okuma alışkanlığımı tekrar kazandırma yolunda bana yardımcı olabilir. :)

Ve ve vee dostum, Nana’yı izlerken çarpıldığım, tam unuttum derken The Greatest Love’da Dok Go Jin’in parmağında görünce aşkımın depreştiği yüzüğü almış. Sanırım bu yüzüğü görünce apartmanı yıkmış olabilirim. :)   Tabi bu resim görüp görebileceğiniz en kötü çekilmiş yüzük resmi ama tek elden foto çekip öbür elden poz vermek bana göre dünyanın en zor işlerindendi.

Günün geri kalanı da gayet eğlenceli geçti benim açımdan. Özet geçersek – Nana yüzüğüme bakmaktan kendimi alabildiğim zaman  Japonya fotolarına baktık.İçimizdeki fangirl ruhunu dışarıya serbestçe salarak   “Ay şu çok tatlı”,”Şu çocuk burda çok karizmatik çıkmış di mi”,”Acchaan ” diye diye youtube u  talan ettik. (Yalnız içimizde ne fangirl yatıyormuş lan vilarant :) ). Bu arada duyduk duymadık demeyin T.O.P.nin karizmatik olduğunu artık vilarant’da kabul etti ehehe :D

Daha sonra vilarant Buck-Tick’in Türkiye Fanlar Temsilcisi görevini yerine getirmek istedi ve bana  yeni şarkılarını dinletmek istedi. Ama üzülerek söylüyorum, Buck-Tick’in dini imanı para olmuş.Teaserları bile kaldırmışlar ya. Ben biraz bu duruma içerledim “peki öyle olsun bakmayıverelim bari” dedim. Ama vilarant tutturdu ben bu şarkıyı dinleyeceğim diye.Aman Allahım,resmen internetin altını üstüne getirdi.Ne diyeyim, seni hiç  böyle hırslı görmemiştim dostum.Bu hırsını akademik alanda da görmek isteriz hehe :) Neyse en sonunda şarkıyı dinlemeyi başardık. Ben şarkıyı fena bulmadım , sert olması da hoşuma gitti. Bu yazıyı yazdığımda teaserı  yine koymuşlar. Buradan da paylaşayım. Yalnız Acchan yıllara yenik mi düşüyorsun ne.

Neyse daha sonra favori animelerimizden xxxholici izleyerek,benim açımdan hayatta en başarılı olduğum faaliyeti yaparak yani yemek yiyerek,alakalı alakasız tonlarca şeylerden bahsederek günümüz geçti. Hem kaybolmamdan,hem de vilarantın değerli bilgisayarının benim sakarlığımdan defalarca gazabını almasından dolayı nispeten maceralı bir gündü benim  için.Dostuma buradan da  herşey için kocamaaan bir arigatou diyorum. Bak yolu öğrendin inşallah bir daha ki sefere bizi iyi bir gezdirirsin artık. :)

MİM:SAĞBEYİNİN’İN N’LERİ

Sevgili  Mikalzia beni tee ne zaman şu yazısıyla mimlemişti.Ancak bu dönemin okul hayatımın bana göre en zor dönemi olması ve beni en çok zorlayan hocaların sanki beni uğurlamak için bu dönemde toplaşmaları nedeniyle sırtımdan soğuk terler akmaya ve “Hadi sağ beyin,dizini kırıp ders çalışma vakti” demeye  ve yüzlerce sayfayla 13456. kez tekrardan boğuşmaya başladım. Çingu yukarıdaki sebeplerden ötürü bu dönemde elim fiziken klavyade olmasa da aklım bu mime cevap veriyordu diyorum :) ve geç de olsa seçimlerimi sizlerle paylaşıyorum. :) Ama siz önce Mikalzia’nın seçimlerine  bakın,izlemediklerinizi izlemek üzere not edin ve tekrar benim seçimlerime gözatmak için buraya gelin. :)

En Şaşırtcı: Sonu nedeniyle Three Dads One Mom. Bir de Coffee House da dizinin ortasından itibaren beni çok şaşırtmıştır.

En Sıkıcı: Benim için Lie To Me bayağı bir sıkıcıydı ve yarıda bırakmıştım. Oysa bu diziye  sırf Kang Ji Wan oynuyor diye ne hayallerle başlamıştım.  Bir de  youtube versiyonları dışında Playfull Kiss de gayet sıkıcı ve bazı yerlerde sinir bozucuydu. Bu kadar tatlı ve eğlenceli anne babadan 2 odun kardeş nasıl çıkmış hala anlayabilmiş değilim.

En Şeker:My Girlfriend Gumiho tabi ki . :) Ayrıca şeker mi şeker Ha-san’dan ötürü Three Dads One Mom

En Sürükleyici :Fugitive Plan:B  bayağı bir sürükleyiciydi .Sungkyunkwan Scandal da bayağı heyecanla izlettirmişti kendisini.

En klişe yıkıcı: Kesinlikle Joo Woon karakterinden dolayı Secret Garden‘dır. Başka hangi dizide esas oğlan sevdiği kıza “senin bu aşkta sonun denizkızı olmak der “bilemiyorum.

En acıklı: Uzuunca bir süredir acıklı olan şeylerden itinayla uzak duruyorum. İşin tuhaf yanı ergenlik dönemimde bayağı acıklı şeyler izlerdim de bana birşey olmazdı. Şimdilerde ise artık böyle dizileri izleyemiyorum . O yüzden belki pek doğru seçim olmayacak ama bazı bölümlerde beni daralttığı için 49 days diyorum. Ayrıca I Am Legend‘ın da beni ağlatmışlığı vardır.

En yakışılısı bol: Fazla lafa gerek yok, Lee Min Ho’suyla,Kim Bum’uyla ,Kim Hyung Joong’uyla Bof tabii ki :) Bir de birbirinden tatlı elemanları içeren Three Dads One Mom‘ı da sayabiliriz :)

En Klasik: My Girl diyeceğim.

En değişik:  49 Days gayet değişikti bir de tekrar Joo Won etkisinden dolayı Secret Garden‘ da buraya alıyorum. Kore alfabesinin doğumunu anlatması sebebiyle Tree With Deep Roots’u da ekliyorum.

En felsefik:  Tree With  Deep Roots.

En Umut Verici: Zengin kocasının ve kaynanasının baskısına başkaldırıp hayallerinin peşinden koşmaya başlayan ve bayanlardan oluşan bir rock grubu kuran bir bayanın anlatıldığı dizi olan I Am Legend.

Ayrıca  umutsuz olan dönemimde benim kafamı dağıttığı için sübjektif bir seçimle BOFu da  ekliyorum.

En Tatlı çift: My Girlfriend is Gumiho‘dan Gumiho ve Dae Woong  :)

En tatlı 1.erkek: BOF’dan Lee Min Ho.Ne diyelim  seviyoruz Gu JunPyo’yu  :)

En tatlı 1. kız: My Girfriend Gumiho‘dan Shin Min Ah. Bir bayan bu kadar tatlı olur mu ?

Bir de kendisi evli olmasaydı yengem olacak olan Bread, Love and Dreams‘den Eugene‘i de abimin zoruyla listeye ekliyorum. :)

En tatlı 2. erkek:  Hmmm , elim Shin woo’ya gidiyordu ama diğerleri ” Öyle olsun sağ beyin. Ne yapalım kaderde en tatlı 2.erkek kategorisinde bile 2. adam olmak varmış” der gibi gözümde belirdikleri için ,bu ödülü kore dizilerinin yüreğimize dokunan emektar 2.erkeklerine veriyorum :)

En tatlı 2. kız :BOF‘da Ha Jae Kyung’u oynayan Lee Min Jung.

En güzel kostümler: Yeorim etkisinden dolayı Sungkyunkwan Scandal ‘a gidiyor. Renk uyumuna oldukça dikkat eden hatta hırsız kıyafetlerini çaldığında bile “bari rengi uyumlu olanları çalsaydı” diyen Yeorime haksızlık olurdu aksi halde:)

En güzel müzikler : Sırf başta şu şarkı olmak üzere tüm diğer şarkılar için I Am Legend. Müzik açısından beni en tatmin eden dizilerdendi.

En gerçekçi: Tam anlamıyla gerçekçi bir Kore dizisi izleyemedim ama  I Am Legend gerçekçi öğeler barındırıyordu.


En masalsı: You Are Beautiful. İkizinin yerine geçen ve erkek gibi davranan,Kore’nin en popüler grubunun üyesi olup onlara konserler veren ve bunla kalmayıp bu grubun tatlı üyeleriyle ayn evi paylaşan bir kızın anlatılması  ve tüm üyelerinin aynı kıza aşık olmasıyla You Are Beautiful gayet masalsıydı benim için. Gerçi sadece sırf beyaz atlı prensin timsali olan Shin Woo karakteri ve Jeremy gibi harika bir insanı barındırması da tek başına bu diziyi masalsı kılan özelliklerden.

En Komik: The Greatest Love . Bir de ilk bölümleriyle Secret Garden beni gülmekten mahvetmiştir.

Gelelim en başarılılara:

1.Secret Garden

2.Coffee Prince

3.City Hunter

4.Sungkyunkwan Scandal

5.I Am Legend

Bir de abimin yoğun ısrarları nedeniyle henüz izlemediğim Bread,Love and Dreams‘i de ekliyorum.

Bunlar da izlerken en keyif aldıklarım;

1.Secret Garden

2.Boys Over Flowers

3.Sungkyunkwan Scandal

4.Three Dads One Mom

5.The Greatest Love

En sonunda bir mimi daha tamamladım. Bu güzel mim için tekrar Mikalzia‘ateşekkürlerimi gönderir ve kendi ödüllerini dağıtmaları için mimi Madam Patapuff‘a, Harmony‘e ve renklikıtalaratlasına paslarım. Merakla bekliyorum seçimlerinizi :)

SHERLOCK: Beni Benden Aldı!

Eski dostlar Chuck- o da bitti ühühü – ve Big Bang Theory dışında bayağıdır dili İngilizce olan dizilere uzaktım . Ancak verdiğim bu uzunca arayı iyi ki bu süper ötesi diziyle bozmuşum diyorum. Aslında ben eski ama  günümüze uyarlama olan dizilere biraz soğuk yaklaşırım ama Sherlock bunun bir istisnası oldu benim için .Çünkü adamlar hikayeyi,karakterleri öylesine güzel bir şekilde günümüze uyarlamışlar ki kesinlikle hiçbir şey eğreti durmamış.

Baştan söyleyeyim, eğer bu diziyi izlemediyseniz bu yazıyı okumayın.Çünkü bol bol spoiler verebilirim. :)

Bu dizide köklü bir geçmişe sahip olan Sherlock Holmes hikayesi günümüzde geçiyor ve   topu topu 3 bölümden oluşuyor. Evet yanlış duymadınız 3 bölüm! :) Buna rağmen, bu diziyi sanki onlarca bölümünü izlemiş gibi çok sevdim ve karakterlerine ahbaplarım gözüyle baktım.

Dizinin her bölümü harikaydı ama 4. bölüm benim için şaheserdi diyebilirim ki bu bölüm bittikten sonra uzun süre kendime gelemedim. Kitaplarda kendisini dize getirebilen ve saygı durduğu ender -belki de tek insan olan Irene Adler’i kim canlandırır veya kim canlandırmayı becerebilecek çok merak ediyordum. İçimde taşıdığım endişelerin hiçbiri çıkmadı .Çünkü beklentilerimin çok çok üstündeydi bu bölüm. Özellikle son dakikalarda Bayan Adler’e yenilen-kısa bir süre için tabii :) – Sherlock’un mahsun mahsun koltuğunda otururken-benim de o sıralarda kalbim sıkışırken Sherlock’un resmen şaha kalkması ,kalkıp şifreyi çözmesi ve buna neden olan  nabız ölçümü işi süperdi! Bu bölümde Sherlock’un roket hızından hallice çalışan zekasına,dikkatine ve çakallığına bir kez daha hayran oldum!

Dizide merak ettiklerimden bir diğeri de Moriarty’di . Kitapta dışarıdan çok ünlü bir matematik profesörü ancak gerçekte İngiltere’nin suç makinası olan bu yaşlı adamı genç biri olarak görünce oldukça şaşırdım.Ama bu durum diziyi oldukça ilginçleştirdi ve su katılmamış psikopat Moriarty’i oynayan Andrew Scott’a “Helal olsun! ” demekten ileri duramadım.

Tabii ki bu dizinin itici güçlerinden birisi kesinlikle  Sherlock’u oynayan Benedict Cumberbatch’dur! Sherlock filmlerini izlediğimde Robert Downey Jr’u çok beğenmiştim ama sanki Benedict Cumberbatch  daha bir oturmuş bu karaktere. Ancak dizide öyle hızlı konuşuyordu ki  ingilizce seviyemin yerlerde olduğunu düşünmeme neden olarak epey bir moralimi bozdu.

2.sezon  harikanın da ötesi bir finalle ve çok  heyecanlı bir şekilde bitiverdi ve ben de dizinin diğer hayranları  gibi 3.sezonu sabırsızlıkla beklemeye başladım. Sherlock büyük ihtimalle Molly’nin yardımıyla ölmedi .O yüzden ben asıl Moriarty öldü mü onu merak ediyorum . Ancak Molly ona nasıl yardım etti? , John Watson kitaptaki gibi evlenecek, bunun üzerine Sherlock’u kıskançlık krizlerine girerken görecek miyiz?, kısacası 3. sezonda bizi neler bekliyor çok merak ediyorum. :)

3 MİM BİR ARADA :)

Sevgili çingum Madam Patapuff sağolsun beni şu yazısında mimlemiş. Hem de 1 değil,2 değil, 3 mimle ve toplam 16 soruyla! :) Sizi önce Patapuff’un cevaplarını sonrada benimkileri okumaya davet ediyorum. :)

                                                                   1.MİM EN SEVİLENLER

1.En Sevdiğin Şey Nelerdir,Nelerden Hoşlanırsın

Aslında mutlu olmam için  belirli bir nedenim yoktur.  Sevdiğim insanlarla birarada olmak, yemek yemek ( özellikle çikolata ve dondurma :) ), çay eşliğinde anneannem ve dedemle Oktay Usta’yı ve Türk filmlerini seyretmek, kuzenlerimle birlikte oyun oynamak, Hana Kimi’nin birkaç bölümünü seyretmek bunlara örnek olarak verilebilir.

2. Bilgisayarda Nasıl Vakit Geçirirsin?

Valla bu aralar eve hep geç gelebildiğim için çok bakamıyorum bilgisayara. Ama genellikle mail,tumblr,youtube açık olur. Bunun dışında blog okuyor,anime ve dizi izliyor, gereksiz bilgiler için Wikipedia’yı tarıyorum. :)

3. En Sevdiğin filmler

Şu an aklıma gelenler; Taxi Driver,Paprika,Bin Jip,Oldboy,Kill Bill1-2,Whisper of the Heart,Juno,Cowboy Bebop:Knockin’On Heaven’s Door , Forrest Gump ,Bir Demet Menekşe ve Hababam Sınıfı serisi.

4. Şu aralar almak istediğim şey

Yüreğimden vuran bir soruydu bu :) O kadar çok şey istiyorum ki hangisinden başlayacağımı bilemedim bir an. :) Henüz alamadığım Death Note ve Nana manga serisini,mp3 çalarımı çok sevmeme rağmen ekranı olmaması sıkıntı yarattığından yeni bir mp3 çalar, Sahilde Kafka kitabını ve Erdil Yaşaroğlu’nun karikatür kitaplarını is-ti-yo-rum.

5.Şu aralar ne dinliyorsun?

Olivia Lufkin- Rock You ( Yakında bu kadının posterini duvarlarıma asacağım sanırım.)

Bigbang-Blue ( Bu şarkıyı o kadar çok sevdim ki hergün dinlemezsem bir şeyler eksik kalıyor gib )

Super Junior- Sorry Sorry ( Bu aralar Sorry Sorry dansını yapıp evdekileri eğlendirdiğim için çok sık dinliyorum :) )

Teoman -Yağmur ( Nedense gene sardım bu şarkıya.)

Glay-Missing You ( Pek severim bu şarkıyı)

                                                                     Mim 2: Sordum Cevapla

1.Hayatınız Filme Çekilirse adı ne olurdu ve hangi müzikler yer alırdı?

Imm. Bayağı zor bir soruymuş bu! Bu yüzden arkadaşım vilarant’dan yardım alaraktan “Mükemmel olmayan bir meleğin hatıraları” diyorum. Şarkı olarak ise Alanis Morisette’den Hand In My Pocket , bir de Morrissey’den That’s How People Grow Up olabilir. Bu arada başımdan sık sık geçen sakarlık ve talihsizlik, sınav dönemlerimde sıkça yaşadığım “yetişmiyorr!!” stresinden dolayı şu şarkıda ara ara fon müziği olabilir ehehehe :)

2. Bir Şeyleri Değiştirme Gücünüz Olsa Neyi Değiştirirdiniz?

Kendi hayatımda herkes gibi benim de pişmanlıklarım oldu ama biraz kaderciyim sanırım. Bu yüzden bu deneyimlerin de bana çok şey kattığına inanıyorum. Ama bunun dışında Türkiye’nin eğitim ve sağlık sistemini ve bütün okullarda uygulanmakta olan “tek ders sınavı” yapmayıp ,beni bir ders için üç ay geç mezun edecek güzide okulumun yönetmeliğini değitirmek isterdim.

3.Siz En Çok Etkileyen Sinema Sahneleri Nelerdir?

Eminim  şu an aklıma gelmeyip, bu yazıyı yayınladıktan sonra “Niye yazmadıımmm! ” dediğim çok sahne olacaktır.Ama ne yapalım aklımıza gelenleri yazacağız.

Juno’da Juno’nun Paulie’ye  “herkes karnıma bakarken sadece sen yüzüme bakıyorsun.” diyerek aşkını itiraf etmesi,

Cowboy Bebop’ın şu sahnesi.

Kill Bill 1′de O Ren Ishii’nin ölmeden önce Gelin’e “Gerçekten Hattori Hanzo kılıcıymış” demesi.

4.Yaşadığın şehir bir günlüğüne yalnızca sana tahsis edilmiş, senden başka hiç kimse yok. Ne yaparsın?

“Ay gören ne der” diye düşünüp normalde yapmaya çekindiğim şeyleri yapardım.Yollarda bağıra çağıra şarkı söyler,dans ederdim mesela.( Evet biliyorum.Çok yaratıcı değilim :) ) Tek başıma gitmekten çekindiğim Gençlik Parkına gider ,oradaki oyuncaklara biner ve müzelere gidip orada sergilenenleri elime alarak incelerdim. :)

5.Şu sıralar ilgiyle takip ettiğiniz diziler?

Sherlock: Ne diyebilirim. Beni benden aldı bu dizi.!

Big Bang Theory : Olmuyor,olmuyor! Sheldon Cooper’sız olmuyor.! :D

Animeleri de sayıyorsak Toradora’ya bu aralar takmış bir vaziyetteyim. Ayrıca Dedektif Conan’ı da hala izlemekteyim. Bir de Honey and Clover dizisine başlamak niyetindeyim.

                                                                                      MİM3: 5N1K

Ne: Aşk

Nerede: Kalbimde

Ne Zaman : Valla bayağı oluyor ama 1 sene dolmadı henüz.

Neden: Hep Nakatsu gibi şirinlik abidesi bir rolü oynaması yüzünden.

Nasıl: Fangirllik düzeyinde :)

Kim: Tabii ki Ikuta Toma! :D

Evet son bölüm fangirlliğin sınırlarını aştı ama ne yapayım aklıma bir şey gelmedi. :)

Bir mimin daha sonuna gelmiş bulunuyoruz sayın okurlar. Bu güzel mim için patapuffcuğuma tekrar teşekkür eder ve mimi Kore Delisi,mevsume ve renklikıtalaratlası’na paslarım. Kolay gelsin. :D

Haremimin Kapılarını Sizler İçin Açtım :)

Bu aralar öyle bir mim dolaşıyor ki sormayın a dostlar! Mimin konusu 10 kişiden oluşan haremimizi kamuoyuna sunmak. :D Pek çaktırmasam da benim de gözdelerim çoktur. O yüzden ne yalan söyleyim ben de  bu konuda yazmak istedim.Neyseki çingum mydestiny “ben de yazmak istiyoruumm!” sesimi duymuş olmalı ki şu yazısında beni mimlemiş. Sizi öncelikle gözünüz ve gönlünüzün açılması için mydestiny’nin harika haremine davet ediyorum. :)

Şimdi gelelim benimkilere :D

1.Ikuta Toma

Haremimin gözdesi Ikuta Toma’yla açılışı yapalım. Aslımda hayatımı Toma’dan önce ve Toma’dan sonra diye ayırmak daha doğru olur sanırım .Çünkü önceleri nerede soğuk nevale,ağır oturaklı varsa gönlüm onlara kayardı. Ama ne zaman Hana Kimi’yi izledim işler o zaman değişti,ideal erkek kavramım farklı oldu. “Zaten sende de hafif odunsuluk var.Bari sevgilin Toma gibi hareketli,şen şakrak biri olsun ” gibi  düşüncelere girmek ve resmini telefonuma ekran resmi yapmak gibi fangirllik eylemleri içerisinde buluverdim kendimi. Ne diyeyim yavaştan yavaştan kendisine abayı fena yaktırttı kerata. :)

2.Oguri Shun

“Tomacım senden önce gözüm hiç kimseyi görmedi,hiç kimseye böyler hisler beslemedim” demek isterdim ama bu gözler ve bu gönül ne yakışıklılar gördü,gomenesai :D Bunlardan birisi de tüm karizmatikliğiyle , o harika ses tonuyla Oguri Shun ‘dur. Ona karşı olan hislerim küllendi sanırken Tokyo Dogs’da kendisine çok yakışan kısa saçlarıyla izledim ve aslında haremimin vazgeçilmezlerinden birisi olduğunu bir kez daha anladım. :)

3.James Franco

Valla haremimde James’im Franco’m olmazasa olmazdı.Bir insan hem zeki,hem sempatik, hem yakışıklı ve bütün bu özelliklerinin yanında son derece mütevazı olur mu bilmiyorum. Ayrıca öyle hovarda da değil.Dört dörtlük adam anlayacağınız :) . Duyduğum kadarıyla  üniversitede hocalık  yapmaya da başlamış. Ne şanslı öğrenciler var yahu! :D

4.Hiroshi Tamaki

Kendisini Nodame’yle keşfetmiş idim. İnce ,uzun olmasıyla ve güzel ses tonuyla, azıcık çatlak Chiaki’yi oynasa bile gözümden kaçmadı. Bir de çok güzel olan gülümsemesini de eklersek haremimin gözdelerinden birisi olması kaçınılmazdı :D

5.Lee Min Ho

Tabii ki ilk 5′imde Lee Min Ho yer alacaktı :) BOF’la tanıştık,Personal Taste’le ayıldık,City Hunter’la bayıldık kenidisine :) . Adama o giydiği kısa,rengarenk pantolonlar bile yakışıyor ne diyelim. İleride çok iyi işlerde göreceğimize inancım tam.

6.Daniel Henney

Pek fazla söylenecek laf yok Daniel Henney için. Kendisi melezlerin ne kadar afet olduğunun canlı bir kanıtıdır zira. :D

7.Keanu Reeves

Kimse yokken benim için sadece Keanu Reeves vardı. Kendisi ilk aşkım,ilk göz ağrım. Çin kökenli olduğundan daha o zamanlar belliymiş uzakdoğululara ilgili olacağım :D Neyse ilk defa yıllar önce The Matrix ‘le tanışmıştım.Daha küçük olduğum için filmin felsefesini anlamasam da o siyah gözlükleriyle,deri ceketiyle ,dövüş sahneleriyle bir küçük kızın kalbinde yer etmişti. Seneler geçti, ben kazık kadar oldum ama adam hala değişmedi :D Neyse efendim Keanu için az mücadele etmedim. Abim ,kuzenlerim “Senin Kene ne odun. Gene en kötü oyuncu seçilmiş hohoho ” dedikçe “1992 mtv ödüllerinde en iyi erkek oyuncu aldı bikerem! ” diye az kavga etmedim ( Herhalde Keanu’nun aldığı tek ödül oydu hahaha). Ancak seneler sonra Hard Ball’ı izledikten sonra oyunculuğu konusundaki yorumları biraz da olsa kabul etsem bile ilk aşkların yeri farklı olduğundan haremimde özel bir yeri vardır. :)

8.Kim Soo Hyun

Dream High’da görüp,pek sevdiğim Kim So Hyun haremimin en genci olarak giriş yapmıştı. Kendisini tekrar tebrik ediyorum buradan.:) Dream High’da sesini,oyunculuğunu ve sevimli hallerini pek beğenmiştim. İleride kendisini iyi işlerde göreceğime eminim. :)

9.Sakurai Atsushi

Aslında kendisi dostum vilarant‘ın sevdiceği. Ancak 20′lik hali onun,30′luğu benim diye bir anlaşma yaptığımız için onu da haremime koymaya çekinmiyorum :D Acchan nasıl tanımlanır veya kelimeler onu tanıtmaya yeter mi bilmiyorum. Dünyanın en karizmatik insanlarından ,en yetenekli solist ve şarkı sözü yazarı demek yeterli olur sanırım. Ayrıca uzun saç ve makyajı bir erkekte sevmememin tek istisnası olarak benim için ayrı bir yeri vardır.

10.Yoon Kye Sang

Ve haremin en son gözdesinden bahsederek kapanışı yapayım. Kendisini The Greatest Love’da gördüm ve canlandırdığı ideal erkek,sevimli mi sevimli olan doktora bayıldım. Artık seni yakından izleyeceğime emin olabilirsin sevgili Yoon Kye Sang. :) Bu arada bana bu güzel diziyi önerip hayırlı işlere vesile olan hikaruivy‘ya da teşekkürlerimizi borç biliriz. :D

10 kişiyi seçmek ne kadar zormuş yahu!. Arada atlamak zorunda kaldığım Hyun Bin’ciğim,Ja Hee’ciğim,Kang Ji Hwan’cığım,Takeshi Kaneshiro’cuğum kusura bakmayın.Bu seçimi çok zorlanarak yaptım ama şunu bilin ki sizin yerinizde her  zaman ayrı ehuehe :D Bu güzel mim için mydestiny çinguma tekrar çook teşekkür ediyor ve mimi renklikıtalaratlası ve acaip durum‘a paslıyorum. :) Kolay gelsin.! :D

SON ZAMANLARDA

Gene uzuun bir aradan sonra buradayım. Son zamanlar benim için biraz stresli,heyecanlı biraz da umutsuz geçse de iyi ki animeler,diziler ve müzik var. Kimsenin umurunda olmasa da bakalım son zamanlarda neler yapıyormuş şu sağ beyin;

Ne İzliyorum?

Anime -Skip Beat

Sözüm ona ekimde izleyecektim ama önce vize telaşesi,sonra Monster adlı şa-ha-ne animenin etkisi altına girmem ,en sonunda da finallerin gelip çatması derken ancak yeni başlayabildim bu animeye. Başları bana biraz sıkıcı ve abartılı gelse de bölümler ilerledikçe gayet hoş bir shoujo olduğunu anladım.Bu animeyi izlerken insan ister istemez Ren diyor başka birşey diyemiyor tabii ki:) .Sevgili Ren,ne mükemmel bir erkeksin sen yahu! :) Zaten bu Ren’ler yüzünden artık  kimseyi beğenemez oldum :) Bu gidişle evde kalacağım sanırım :)

Dizi-Tokyo Dogs

Sınavlar devam ederken bir an önce bu belanın bitmesini ,bitince de internetime tam anlamıyla kavuşmak, ona vicdan azabıyla değil de rahatça bakmak için yanıp tutuşuyordum. Ama tam finallerin bitimiyle modemimiz bozulmasın mı ? Gel de çıldırma bu işe ! Allahtan bu dizi bilgisayarda duruyormuş da seyretmeye başladım. Başrollerinde pek bir sevdiğim Oguri shun ve Mizushimo Hiro  var. (Bu arada sevgili Shun, sana kısa saç ve takım elbise çok yakışmış.Seni bu şekilde daha sık görmek dileğiyle  :D ) Bir de esas kızımız var ki ona değinmeden geçemeyeceğim.Bu kızımızı izlerken sebepsiz bir antipati duydum kendilerine. Meğer bu durum boşuna değilmiş. Çünkü kendileri Toma’mın gerçek hayatta kız arkadaşıymış ! Gene de hakkını yemeyeyim oyunculuğun fena değildi ama şanslısın kızım, Toma’nın kıymetini bil ! :) Pat diye olayların gelişmesi dışında fena değil bence bu dizi.Bu arada Shun’un canlandırdığı Shou’nun  annesiyle arasında “Ben çok hastayım. Çünkü koreli aktörlere aşık oldum” gibi bir diyalog vardı ki kopmamak elde değil. Şaşırma Oguri Shun;maalesef biz de aynı dertten muzdaribiz. :D

Ne Okuyorum?

Aslında son birkaç senedir okuma alışkanlığı seviyem ciddi bir derecede düşmüştü ama konu polisiye olunca iş her zaman değişir benim için :) Polisiyeyi ne çok sevdiğimi  bilen can dostum vilarant bana yukarıdaki Sherlock Holmes serisini almış :) (Gerçi seride 5 tane kitap var ama babamın 3′ünü okumak için  götürmesi gibi teknik problemlerden dolayı fotoğrafta sadece 2 tane gözüküyor.)Agatha Christie külliyatını ve bilimum polisiye kitabını okumuşluğum vardır ama nedense Sherlock Holmes’la lise yıllarımda okuduğum elementary seviyesindeki ingilizce kitapları ve filmleri dışında pek bir tanışıklığımız yoktu. Bunu laf arasında öylesine söylemiştim vilarant’a, ama hangi arada aklında tutmuş ve bu hediyeleri almış çok şaşırdım :) Eee zeki insanın hali başka tabii ;) Buradan da kocaman bir arigatou diyorum dostuma :D

Ne Dinliyorum?

Scandal-Shoujo S

Bu aralar üstteki şarkıya takmış durumdayım . Tam benlik hareketli,coşkulu bir parça. Bleach’in açılış parçalarından biri olması dolayısıyla kimilerine aşina gelebilir .Yalnız Bleach’i hiç izlemeyen biri olarak ben bu gruba girmiyorum sanırım :)

Hangi Sözü Beğendim?

Bir insanın hayata daha adım atar atmaz kendisini içinde bulduğu maskeli balodan haberdar edilmesi çok önemlidir. Aksi halde karşılaştığında anlayamayacağı ve tahammül edemeyeceği, hatta şaşkınlıktan donup kalacağı birçok şey vardır; ve aslında en uzun ömürlü olanlar onlar olacaktır. Alçaklığın gördüğü himaye, erdemin çektiği aldırmazlık, hakikate ve büyük yeteneklere tahammülsüzlük hatta garazkârlık, bilim adamlarının kendi sahasındaki cehaleti, halis mamullerin neredeyse her zaman aşağılanması ve sadece sahtelerinin baş tacı edilmesi böyle bir şeydir sözgelimi. O yüzden gençler bu maskeli baloda elmaların balmumundan, çiçeklerin ipekten, balıkların mukavvadan yapılma ve istisnasız her şeyin oyun ve oyuncaktan ibaret olduğunu mutlaka öğrensinler. Birbirleriyle ciddi ciddi iş yapma azmi içerisindeki iki insandan birinin sahte mallar tedarik ettiğini, diğerinin de bunun karşılığında ona kalp paralar ödediğini onlara zamanında söylemek gerekir.

Shopenhauer

Bu satırları bir arkadaşımın kitabının arkasında okumuş ve okur okumaz çarpılmıştım. Şu son birkaç senede yaşadıklarım,öğrendiklerim,hissettiklerim satırı satırına yazıyordu çünkü…Maalesef ben de bu maskeli baloyu çook sonraları farkedenlerdenim ve şaşkınlığım hala geçemedi…

Başımdan Ne Geçti?

Bu ay çok hoş bir şey geçti başımdan :) Neyse efenim sınavlara harıl harıl çalışmakta olan sağ beyin bir gün önceki girdiği icra sınavının tipik bir özelliği olan beyni durdurması etkisini hala atamadığı için, neyine güveniyorsa, kara belalısı borçlar özelde 10 tane sözleşme yerine sabah sadece 2 sözleşme türüne çalışır. Otobüse bindiğinde en arkaya geçer bir hışımla “Allahım! inşallah sınavda çağrışım filan yapar”  diye umut ederek notlarını karıştırır. Derken yanında çekik gözlü kibar bir adam ona “Merhaba. Öğrenci siz?” der. Ufak bir şaşırma anı geçiren sağ beyin “evet” diye karşılık verir. Yanındaki kibar adam “Biz koreliyiz. Türkçe öğrenmek istiyoruz .Acaba bize bazı okunuşlarda yardımcı  olur musunuz?” der. Koreli lafını duyunca yüzünde aniden güller açan sağ beyin “Ben büyük bir kore hayranıyım. Dizilerinize,müziklerinize bayılıyorum. Özellikle Secret Garden favorim favorim” deyince yandaki kızlar şaşırır ve”Hyun Bin” derler “yes,i know Ha Ji Won too” diye karşılık verir . “Super Junior ve Big Bang’e de  bayılıyorum.” deyince kızlar daha da bir mutlu olur.

Neyse onlara merhaba,günaydının telaffuzlarına yardım ettim ancak aklımın tahliye taahhüdünde,ayıba karşı tekeffülde olmasından dolayımıdır bilmiyorum , “afferdersiniz” le “affedersin” arasındaki farkı sorunca “afferdersiniz is more polite version” diyeceğime “it’s the same thing ” diye karşılık verdim. Olur da bir koreli erkek ,iki koreli bayan “affedersin” diye yanınıza gelirse sorumlusu benim. :) Gönül isterdi ki yolculuğum biraz daha uzun sürseydi , biraz daha mantıklı bir şekilde konuşsaydım ya da ne bileyim onlarla iki korece kelam etseydim. Artık bir daha o otobüse binmeye çalışacağım :) İnşallah tekrar karşılaşırız onlarla :)

Evet oradan buradan bir yazı oldu. Ama bu kadar ara verince insan başka türlü yazamıyormuş :) Tekrar görüşmek üzere :)

MY BOSS MY HERO

My Boss My Hero çok eğlenerek izlediğim 2006 japon yapımı bir dizi..Bu diziyi izlerken o kadar eğlenmiştim ki moralimin bozuk olduğu bir dönemde bana ilaç gbi gelmişti.

Konuya gelirsek; Makio Sakaki 27 yaşında kavgalarda kasırga gibi esmesinden dolayı kendisine “tornado” lakabı verilmiş umut veren bir yakuzadır. Ancak Makio  güçlü olduğu kadar bir o kadar da  aptaldır. Bunun üzerine babası Makio’ya bir arkadaşının müdür olduğu okula gidip liseyi bitirmesini aksi takdirde çetenin lideri olarak kendisini değil  kardeşi Mikio’yu seçeceğini söyler. Bunun üzerine Makio eli mahkum kimliğini saklı tutarak, kendisinden 10 yaş küçüklerle liseye gitmeye başlar ve bunun üzerine tahmin edileceği üzere birbirinden komik olaylar gelişir.

Makio kimliğini gizli tuttuğu için dövüşte yetenekli olmasına rağmen okulun çelimsiz kabadayılarından dayak yer, ingilizce ,japon tarihi,matematik gibi zor derslerle boğuşur ve hayatında hiç tatmadığı duygu olan aşkı tanır.

Ancak önceleri ben Makio’nun aşık olduğu kişinin nedense üstteki eleman olacağını tahmin ediyordum :)   Makio onu okulun kabadayılarından kurtarırken ” Aha! Bu kimliğini saklı tutmaya çalışan bir kız! Vay be! Sesini de nasıl kalınlaştırmış! Demek ki iyi bir oyuncuymuş” diye düşünüyor ve ileride Makio’yla aralarında kuvvetli bir aşk doğacağını sanıyordum. Ama bölümler ilerledikçe anladım ki elemanın kimliğini saklı tutmasına gerek yokmuş.Çünkü gerçekten erkekmiş : ) Üstelik kendisini canlandıran Yuyo Tegoshi Japonya’nın ünlü boybanbandlerinden News’in bir üyesiymiş. Ne diyeyim Yoyo-sancığım, inşallah cehaletimden ötürü kusura bakmazsın :)

Bir de bu okulda puding kapma yarışı gibi çok önemli bir ritüel vardır.  Bu okulda öğle teneffüslerinde ev yapımı çok lezzetli pudingler satılmaktadır. Hayatta sevdiği şeyler sake,kadınlar,dövüşmek ve puding olan Makio’nun gözünden bu durum kaçmaz tabii ancak sorun bu pudinglerden günde sadece 10 tane satılması ve öğrenciler arasında bu pudingi kapmak için kıyasıya savaş yaşanmasıdır. Makio bu pudingi kapmak için öyle bir yol denedi ki “helal olsun !”demekten kendimi alamadım! . Adamlar bir puding için bile, durum ne kadar umutsuz olsa da yılmadan planlar yapıp bu planlarını azimle uygulamaya geçirdiler ya hayran oldum doğrusu . Eee japonlar boş yere teknik ve ekonomik gelişmelerde zirveye oynamıyor tabii :)

Bu arada Makio’ya olduğu kadar Makio’nın sadık elemanı Kazu’yu da çok sevdim.Kazu-chan ilk bakışta biraz korkutucu görünebilir ancak bunun aksine çok tatlıydı. Ayrıca puding yapmakta ve dikiş dikmekte oldukça yetenekli.Hem kavga filan çıkarsa da üstesinden gelecek bir tip. Ah Kazu keşke arkadaşım olsaydın :)

Dizide şaşırdığım  diğer noktalardan biri dizinin sonunda çalan şarkının aslında Makio’yu canlandıran Tomoya Nagase tarafından söylendiğini öğrenmemdi. Dizide kalın bir sesle konuşan Nagese’yi bu ses tonuyla şarkı söylerken izleyince kulaklarıma inanamadım.  Nagase’nin grubu Tokio’dan söz açılmışken  grubunun şöyle bir klibi var ki bayıldım! :D . Bilin bakalım bu klipte kim oynuyor? :D

Ehem ehem! Nerede kalmıştık :) My Boss My Hero’da sonuç olarak çoğu japon dizisi gibi kendisini çok çabuk sevdirdi , bütün elemanlara bayılmamı,onları arkadaşımmış gibi görmeme neden oldu ve çabucak ve yüreğime dokunarak bitti. Makio’nun 27 yaşında ilk gençlik yıllarının getirdiği mutluluk ve acıları tatması,sınıfın arada gıcıklık yapanların olmasına rağmen sonunda arkadaşlığı ve azmi göstermelerinden dolayı güzel bir diziydi benim için My Boss My Hero…

Bu arada bu yazı yılın son postu sanırım :) Herkese mutlu yıllar diliyorum^^

Çok Yönlü Blogger Ödülleri

Sevgili Madam Patapuff beni şu güzel ödül törenine davet etti ve öyle güzel bir şekilde ödülümü verdi ki hala yüzümde bir sırıtmayla bu yazıyı yazıyorum :) Blog dünyasında nispeten yeni olmama rağmen aldığım bu ödül için Madam Patapuff‘ a teşekkür ediyor ve mimin kurallarına uyarak hakkımda 7 özelliği sayıp 10 tane blogger arkadaşımı seçiyorum. Öncelikle hakkımdaki 7 özelliğe bakalım :)

1. Utangaç bir insanım ve bazı durumlarda bu özelliğim acı verecek boyutlara ulaşıyor :) Eskiye göre utangaçlığımı bir miktar yendim gibi ama maalesef hala birine karşı mahçup olduğumu düşündüğümde,övüldüğümde veya yeni birileriyle tanıştığımda utangaçlığım yüzümden okunmaya devam ediyor.

2. Hayatta hiçkimsenin mükemmel olmadığına inanırım. Sanırım bu yüzden oldukça hoşgörülüyümdür.

3. Öğlen uykusuna yatamıyorum. İstersem ölecek derecede yorgun olayım gene de bu durum değişmiyor. Küçükken de öğlen uyuyamazdım. O yüzden öğle uykusunun nasıl bir şey olduğu konusunda hiçbir fikrim yok :)

4. Son dakikacı bir insanım ve bu özelliğimi hiç sevmiyorum. Lisedeyken sınavlara hazırlanma tarihi benim için sınavdan önceki gün saat 18.00′den sonra başlardı.:)Şimdi bölümden ötürü -yaptığım gene yanlış ama- bu süre 1-2 hafta öncesine çıktı :) Kötü bir özellik ama huy işte ne yapalım :)

5. Yaşımdan oldukça genç gösteririm :) Yeni birileriyle tanıştığımda her defasında liseye gitmediğimi üniversiteye gittiğimi açıklamak ve bunun karşılığımda “ah canım hiç göstermiyorsun vallahi! peki alışabilidin mi üniversite hayatına ” karşılığını almak (bu arada üniversite sondayım :) ) ,sinemalarda reşit olup olmadığımın sorulması benim için gayet sıradan olaylar :) Ancak liseli sanılmama alışmama karşın arada ortaokullu sananlar da azımsanamayacak ölçüde ve bu durum oldukça asap bozucu! Ben de mi bir gariplik var yoksa şimdiki çocuklar mı bir tuhaf anlayamadım. :)

6. 5. sınıftayken bir roman yazmıştım.Tabi o zamanlar bilim ve hukukun sınırlarını oldukça zorlayan bu roman bana macera-dram-arkadaşlık türünün çok güzel bir örneği gibi geliyordu ama gerçekte absürt-komedi dalında bir başyapıttı hahaha :)

7.Yazın doğdum ama yazı,sıcağı pek sevmem ve yaz mevsimini oldukça depresif bulurum.

Ve geldik benim seçimlerime. :) Sıralama konusunda işin içinden çıkamadım o yüzden seçimlerimi alfabetik sıralamaya göre düzenledim :) .

Harmony : Harmony’yle aynı dönemde blog açmıştık ama o benden daha kıdemliydi sanırım :) Oldukça tatlı ,kibar dille yazdığı yazılarını büyük keyifle okuyorum :)

Hikaruivy : Genellikle kahkalar eşliğinde bayılarak okuyorum blogunu. :) Oldukça samimi ve eğlenceli bir uslubu var bence :) Kendisini tebrik ediyor ve ödülünü takdim ediyorum. :)

Kaktüs Çiçeği : Çok samimi bulduğum bloglardan biri daha :) Henüz So Ji Jub’un hiçbir dizisini veya filmini izlememe rağmen -bunu oldukça utanarak itiraf ediyorum- yazılarıyla So Ji Jub’ a büyük bir sempati duymamı sağladı :) Ayrıca harika klip yorumlarının da hastasıyız. :)

Kore Delisi : Sanırım ilk okumaya başladığım bloglardan biriydi . Yazıları sayesinde başladığım Kore Dizisi çoktur :) WordPress’in emeğine gösterdiği ayıptan sonra bir süre yazılarından mahrum kaldık ama iyi ki yazmayı bırakmayıp blogspota geçmiş diyor ve kendisini tebrik ediyorum. :)

Madam Patapuff : İyi ki blog açmış dediğim blogger arkadaşlarımdan :) Anladığım kadarıyla fotoğrafçılık ,yazarlık ve daha birçok konuda oldukça yetenekli . Geç farkettim kusura bakmasın ama bir de hikaye blogu varmış :) Ne diyelim imrenerek izliyoruz kendilerini :)

Mavi :  Kendisine has bir tarzıyla severek takip ettiğim bloglardan :) Film konusunda onun hızına yetişmesem de çok severek okuyorum blogunu :)

Metropol Günlüğü : Sanırım kendisine bir ödül vermesem haksızlık olurdu :) Bana göre en çalışkan bloggerlardan biri ve gerçekten ciddiye alıyor blog işini :) Tekrar tebrik ediyorum kendisini :D

Renkli Kıtalar Atlası : Kendisi “Niye önceden blog açmamış acaba?” diye bazen beni derin düşüncelere sokmuştur. Uzakdoğuyla ilgili bilgisini gösterdiği, Güney Kore ziyaretini anlattığı yazılarını hayranlıkla takip ediyorum :) İyi ki açmış blogunu diyor ve Kamechan’ın elinden ödülünü veriyorum ;) :)

Vilarant: Sıradışı insanın sıradışı blogu :) Hanımefendiyle 4 seneye yakın arkadaşlığımız var ama 2 senedir blog tuttuğunu bana bu sene bu blogu açmak için gaz verdiğinde öğrenmiş bulundum :) Buradaki yazıların çoğu onun verdiği anime-dizi-müzik tavsiyelerinden dolayı yazılmasından dolayı zaten zevkinin oldukça kaliteli olduğunu biliyor ama bu kadar  güzel  yazdığını bilmiyordum :) Sakurai Atsushi versin ona da ödülünü :)

Winpohu : İngiliz edebiyatından poliseye romanlara ,Kore dizilerinden animelere geniş ilgi alanına sahip blogger arkadaşlarımdan :) Severek takip ediyoruz blogunu :)

İlk kez düzenlemiş olduğum ödül törenim sona ermiş bulundu :) Aslında blog yazmak göründüğünden de zor ve emek isteyen bir iş :) O yüzden atladıklarım varsa kusura bakmasınlar :)   Ödül törenim Madam Patapuff’unkine nazaran  biraz yavan geçse de tekrar Madam Patapuff’a teşekkür ediyor , ödül alan blogger arkadaşlarımı tebrik ediyor ve beni kırmayarak ödül törenime gelen Buck-Tick’in sürpriz performansıyla sizi baş başa bırakıyorum :D

MİM:EN SEVDİĞİM DİZİ KARAKTERLERİ

Bakıyorumda neredeyse 1 aydır güncelleyememişim blogu.Bu kadar ara vermek istemezdim ama kaç senedir dersimi alamadığım ve düzenli çalışmayı başaramadığım için  birikmiş yüzlerce sayfa ve son ana bırakmışlığın tanıdık ve hayecan dolu hezeyanları içinde neredeyse 3 haftadır sınavlarla boğuşuyordum. Özellikle her yıl muhakkak başıma gelen şanssızlıklardan biri gelerek bir sınavda  hatmettiğim 190 sayfaya rağmen sınavın neredeyse yarısının yetiştiremediğim 20 sayfadan oluşması bu seneki sınav dönemime damgasını vurdu:) Bu güzel olaydan sonra kendime şu şarkıyı hediye ettim  ve  çingularımın bloglarını dolaşmaya başladım.Bir de baktım ki sevgili Harmony şu yazısında beni mimlemiş:) En içten teşekkürlerimi ona yollayıp ben de benim Asya dizilerinden favori karakterlerimi sıralamaya başıyorum:)

1.Nakatsu Shuichi(Hana Kimi)

Hana Kimi’yi izlemeye başlarken garip bir şekilde tanıtımını okumamıştım. Sadece arkadaşım vilarant‘ın izlemem gerektiğini düşündüğü asya dizileri hakkındaki cep telefonu mesajından isminin Hana Yori Dango’yla benzerliğinden olsa gerek ismi aklımda kalmıştı.Tabii önceleri sonradan gönlümün sultanı olacak Nakatsu’dan habersiz Oguru Shun’a odaklı bir şekilde diziyi izliyordum. Nereden bilirdim ki önceden hiç dikkat etmediğim bu karakterin bu denli kalbimde geniş yer kaplayacağını ve kendisine olduğu kadar kendisini canlandıran Ikuta Toma’ya abayı yakmama vesile olacağını? Herşeyine ,her hareketine ,gülümsemesine,doğallığına,içtenliğine bayıldım bu çocuğun. Yeri geldi şu sahnede gülmekten öldürdü,şu sahnede ağlamaktan helak ettirdi sonuç olarak kalbimde çok çok büyük bir  yer edindi.  Hala Nakatsu aklıma gelince farketmeden yüzümde bir gülümse oluşuyor(tabii bu durum annemin endişeli bir şekilde “kızım niye durup dururken gülüyorsun ” demesine neden olsa da:) ) Kısacası böylesine güveneceğim,eğlenceli biri olsun istiyorum hayatımda …

2.Ji Hoo (Boys Over Flowers)

Animesinde,Kore ve Japonya versiyonunda aralarında belirgin farklılıklar olmasına rağmen bu karakterin de herzaman yeri bende ayrı..Çoğu kişiye tuhaf biri olarak görünür Ji Hoo. Evet alışılagelmedik biri ama buna rağmen içekapanıklılığı kendine has bir dünyada yaşaması,başkalarını umursamıyormuş gibi gözüküp aslında herkese sessizce ve zekice yardım etmesiyle özel biridir benim için…Birde Bof’ı arkadaşlarımdan kazık yediğim bir dönemde izlememden dolayımıdır bilmiyorum bu kadar güvenilir ve komplekssiz bir insanı izlemek böyle biri gerçek olmasa bile beni etkilemişti.Belki animedekinin aksine aradığı sonsuz mutluluğu dizide bulamadı ama herzaman gönlümüzde özel bir yere sahip oldu Ji Hoo’muz…

3.DR.Hokuto Umeda

Ve Hana Kimi’den diğer favorim olan sıradışı,enterasan ,karizmatik bir miktar da kaçık doktorumuzun bu listede olmaması olmazdı tabii:) Nedense entersan karakterlere herzaman ilgi duymuşumdur. O yüzden bu sıradışı doktorunda ışık hızıyla ilgi alanıma girmesi kaçınılmazdı:) Ayrıca o tavırları,giyiniş tarzıyla,konuşmasıyla gördüğüm en karizmatik erkeklerden:)

4.Lee Jin So (Coffeee House)

Enterasan karakterlere ilgi alanımın bir diğer sonucu da Coffe House’dan sıradışı polisiye yazarı Lee Jin So.. Aslında Coffee House benim için “eh işte” bir diziydi ama bir dizinin sonu(sanırım sonunu beğenen azınlık grubun içerisindeyim) bir de bu adam için bu diziyi daima güzel hatırlayacağım:)   Son derece zeki olan,cep telefonu ve araba kullanmayan, sanırım şarap ve bira bardaklarının birbirine monte edilmesiyle oluşmuş özel kahve bardağıyla kahve içen ve hayatım boyunca kulaklarımdan gitmeyecek kendine has  kahkasıyla bayıldım bu adama! Ha bir de özel açılmış kalemlerini unutmamak lazım. Yazık sekreteri kalemleri bu şekilde açabilmek için mikroskopta uzunca bir süre bilimsel araştırmalarda bulunmuştu:) Ayrıca herşey konusunda ne kadar derin bir bilgisi vardı hayran oldum doğrusu! Gerçek hayatta böyle birinin sekreteri olsam çıldırırdım ancak kendisine derin bir saygı duyduğum muhakkak:)

5.Kim Joo Won (Secret Garden)

Bana göre Tv tarihindeki en sıradışı karakterlerden biri de  bu adamdır. Başka hangi  dizide esas adam sevdiği kızın gözlerinin içine baka baka “senin bu aşkta sonun deniz kızının hikayesi gibi olacak…” der bilemiyorum. Ya da hangi dizide biri herkesin ortasında sevdiği fakir kızı öpüp ertesi gün “hisse senetlerimin değeri düştü mü acaba”  diye korkudan neredeyse ölebilir?  Haftanın sadece 2 günü işe giden , geri kalan günlerde muhteşem evinde Alice Harikalar Diyarında okuyan (bu arada ben de bu kitabı çok severim) ve efsanevi elyapımı eşofmanlaıyla gezen bu adam da her zaman unutamayacağım katrakterlerden biriolacak…

6.Direktor Choi (Personal Taste)

Personal Taste benim başkadın kahramanıyla ortak noktalarımın olduğu bir diziydi .”Madem bu kadar benziyoruz Allahım bana da bir Lee Min Ho nasip et” düşünceleri içinde ayrıca bu kibarlığın,efendiliğin abidesi gibi duran Direktor Choi’yı çok sevmiştim ve hikayesinden çok etkilenmiştim. “Kore Beyefendisi” dedikleri herhalde böyle bir kişi olsa gerek:) Değişik espri anlayışına ,seneler sonra sevdiği birini bulmasına rağmen Park Gae In’le Jin Ho ne zaman birbirleriyle kavga etse fırsattan istifade etmek yerine onlara yardım eden bu adamı çok sevdim. Direktor Choi’da dizinin sonunda pek mutlu olamadı ama favori hayali karakter listemde güzel bir yere sahip oldu:)

7.Makio Sakaki (My Boss My Hero)

Şu aralar bu diziye takıldım ve başroldeki sevimli yakuzayı bu listeye koymazsam pişman olacağımı biliyorum. Beyefendi yakuza filan ama çok sevimli ve bence normal insanlardan daha iyi kalpli ve merhametli. Bir de azmine bayıldım bu adamın. Sınırlı sayıda üretilen pudingi kapmak için hiçkimsenin yapamayacığını yapıp binalar arasında uçmasıns,okuldan nefret etmesine rağmen kendinden 10 yaş küçüklerle okula gidip okulu bitirmek için  çabalamasına hayran oldum. Açıkçası son derece umutsuz olduğum bu dönemde bu adama bakıp utanıyorum umutsuzluğumdan…

Gelelim bayanlara…Aslında maalesef bayan karakterlerim nedense çok az…Sadece Asya Dizilerinde bu kadar az değil,Asya dizileri dışında  da aklıma sadece Beatrix Kuddo  ve Juno geliyor:) Neyse işte benim Asya Dizilerindeki favori bayan karakterlerim;

1.Ha Jae Kyung (Boys Over Flowers)

Ben böyle deli dolu,özgür ruhlu,içinden geldiği gibi yaşayan  bayanları hem çok sevmiş hem de imrenmişimdir. Açıkçası şu ağırbaşlılığımı bırakıp biraz daha bu karakter gibi hareketli olmak isterdim..  Ha Jae Kyung nam-ı diğer Monkey Girl bütün bu delidoluluğunun,hareketliliğinin yanında yüreği tertemiz bir insan…Bu kızı o kadar çok sevmiştim ki bari dizide mutlu olduğunu görmek için Kavak Yelleri’nin senarististiyle yarışacak şekilde  çöpçatanlık fikirleri üreterek “Bari Woo Bin’le beraber olsalar” diye imkansız  düşünceler içine girmiştim.Tabii ki böyle bir şey olmadı.:)Ancak bana göre dizide mutluluğu en çok hakedenlerden biriydi… Eğer gerçek hayatta böyle bir insan varsa herzaman mutlu olmasını dilerim:)

2.Noda Megumi (Nodame Cantabile)

Listemedeki 2. bayan ise Nodame Cantabile’den çocuksu,kaçık,sevimli ve yetenekli Nodame:) Aslında Hana Kimi’de olduğu gibi bu dizide de bütün karakterlere bayılmıştım. Hayatta tutkuyla bağlandıkları ortak bir şeyi olan insanların sırf zorunluluktan değil de gerçekten sevdikleri bir şey için sıkıca ve azimle çalışmaları ve bu sıkı çalışmalarının karşılığını alırkenki mutluluklarını izlerken çok imrenmiştim. Nodame’de bu çok sevdiğim ,sanki arkadaşlarımmış gibi gördüğüm karakterlerden belki de en sevimlisiydi…Bir de dizi boyunca “Chiaki benim kocam ben de onun karısıyım” diye diye  gerçekten birbirlerine aşık  oldular ya ne diyeyim helal olsun! Demek ki bir şey 40 kez söylenince oluyormuş hahaha:)

Eveet bir mimin sonuna geldik. Bu güzel mimi pasladığı için sevgili Harmony‘ye tekrar teşekkür ediyor ve mimi makinosev‘e , vilaranta ve fcinbat a paslıyorum:)

Merakla bekliyorum yazılarınızı:)

BİRAZ DA MÜZİK :)

İnsanları ayırmada eğer “müziksiz yaşayamayanlar” diye bir kategori varsa ben bu kategoriye rahatça girebilirim. Müzik konusunda da kesin sınırlarım yoktur. Bana hitap eden ve güzel bulduğum her türlü müzik türünü dinleyebilirim. Son zamanlarda ne dinlediğime gelirsek,şu aralar aşağıdaki şarkılar bozuk plak gibi sürekli aklımda çalıyor. Hayır bir gün bıkacağım diye korkuyorum ama dönüp dolaşıp yine bunları dinlerken  buluyorum kendimi. Allahım sonumu hayır etsin:)

İşte sağ beyinin bozuk plağındaki öne çıkan şarkılar;

Death Note’u  izledikten sonra bir türlü eskisi gibi olamadım. Bu kadar zekice yazılmış ve sürükleyici olan anime benim de favorilerimden.Animeyi izlerken senaryoya ve L’e kadar açılış ve kapanıştaki Nightmare’in müziklerine de bayılıyordum(Maalesef Nightmare’in yerine sonradan koydukları grubu kafam kaldırmadı:)) Bir ara Sekai Wo’ya o kadar takmıştım ki sabahtan akşama kadar sadece bu şarkıyı dinlemek istiyordum. Neyse ki Nana girdi araya da farklı şarkılar dinleyerek  bu tehlikeli durumdan uzaklaştım:)

Bu listede tabii ki Buck-Tick-Kuchizuke olmasa olmazdı….Ben ilk önce bu şarkının kısa versiyonunu dinlemiş ve vurulmuştum. Sonradan uzun versiyonunu dinlediğimde anladım ki şarkı baştan sona harika! Bu arada klipte Achhan biraz ürkütücü olsa da gene her zamanki gibi karizmatik:)

Şöyle dönüp baktığımda Nana’nın sandığımdan daha çok kalbimde yer edindiğini anlıyorum. Hayatım boyunca unutamayacağım -şimdilik yarım kalsa da- hikayeden ve karakterlerden oluşan bu anime her zaman 1 numaram olacak. Animenin kendisi kadar müziklerini de çok sevdim. Zaten son 1-2 aydır ne dinlediysem bunun %90′ı Nana-Ost’tu. İsterim ki her şarkısını paylaşayım ancak Nana yazımda Wish’e yer vermeyerek bu şarkıya haksızlık ettiğimi düşündüğümden Wish’i paylaşıyorum.

Çoğu insan mutsuz,durgun olduğunda yavaş tempo şarkıları dinlemeyi tercih eder ama ben de durum tam tersi.Böyle durumlarda asla yavaş tempo,üzücü şarkılar din-le-ye-mi-yo-rum.Nedenini tam olarak bilemiyorum.Sanırım bu  vücudumun geliştirdiği bir refleks . Zaman zaman üzüntülü anlarımda dinlediğim hareketli şarkılar oldu ama uzun bir süredir-sanırım artık her zaman olacak- düşündüğümde bile yüzümü güldüren Hana Kimiciğimin açılış parçası olan Orange Range-Ikenai Taiyo bu işlevi görüyor:) Yalnız klipte Nakatsumu bulamadım:( Nereye atmışlar bu çocuğu?

Listede K-pop’a yer vermemek olmaz.Shinee’den Juliette zon zamanlarda dinlemekten zevk aldığım K-Pop şarkılarından. Müziğin teknik terimlerini öyle çok bilmem ama şarkı bir ritmi  bir düzenlemesiyle  Amerika’dan çıkan pop şarkılarından farksız. Ancak bu oğlanların stilistlerinde iş yok .Ne zaman kliplerine baksam “çocukları ne hale sokmuşlar yahu!” demekten kendimi alamıyorum:)

Bir de k-pop girl bandlerden  T-ara’dan Roly Poly’ye yer verelim. Klipleri 70 lerde disko müziğin patladığı bir yılda geçiyor sanırım. 60 ve 70 li yıllara takıntı derecesinde olan zaafım nedeniyle klibi beğendim:)Bir de bir itirafta bulunayım:) İlk izlediğimde klipteki danslar bana eşlik edilemez derecede karışık gelmemişti.  O yüzden evde onlar gibi dans etmeyi bir deneyeyim dedim. Önceleri “Hohoyt!! Şu kızlardan neyim eksik” diye düşünüyor ve şevkle dans etmeye devam ediyordum ama birden aynada komik hareketler yapan bir kız görünce anladım ki dans etmek hiç de göründüğü gibi değilmiş:)

Ve son zamanlarda izlediğim güzel ve ilginç filmlerden olan Paprika’nın açılışı ve onun harika müziğinden bahsedeyim. Paprika’yı gerçekten çok beğendim. Hele 4 sene önce kafayı psikolojiye,insan karakterlerine,rüyalara,bilinçaltına takmış olan sağ beyin bunu o zaman izleseydi hayatının filmi olurdu sanırım:) Ben filmi izlerken açılışına ve arkadaki müziğe bayılmıştım.Müzik de tam kafayı arkaya atıp,gözleri kapatıp dinlenecek türden ama açılışını izlemeyi o kadar çok seviyorum ki bunu uygulamaya geçirmek benim için çok zor:)

Son olarak 2 senedir dinlediğim nispeten yeni bir grup olan Verasaemerge’den bahsedeyip kapanışı yapayım.Tarzları alternatif-rock diye tanımlanabilir. Grup Amerika’da yeni yeni tanınmaya başlıyor, buralarda da hiç bilinmiyor sanırım. Son zamanlarda bunların Your Own Love şarkılarına taktığım için bu şarkıyı paylaşıyorum. Ancak bu grubun Stranger,The Hider ve Mind Reader şarkılarını dinlemenizi de şiddetle tavsiye ederim..

Yeni takıntı yapılacak şarkılar bulup onları paylaşmak dileğiyle:))

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.